Aralık 17, 2006

Ortaya karışık tereddüt ve endişe (Özel isyan sosuyla)

Kaç yaşında olduğunu otuzundan sonra yıl yıl saymıyor insan.

Hâlbuki 10'lu yaşlarda aylar bile hesaba katılırdı, önemliydi...

20'lerde, her 'bir' yaş 'on' gibi gelirdi...

30'lar ise erkekler için enteresan bir dönem. Ortalama uzunluktaki bir hayat otobanında, orta düzlük gibi...

Hafif öne eğimli bir düzlük…

Önceki kilometrelerde arabaya alışıp direksiyon hâkimiyetini kurmuşsan, tecrübe ve donanım kazanmışsan, yolda motora iyi davranmışsan, lastikleri ısıtmışsan, iyi ve kontrollü hızlanmışsan bu düzlükte iyice kaptırıp gidiyorsun.

Arabanın Allah vergisi doğal yeteneği de bu durumda etkili tabi ama bunlardan birkaç tanesini beceremeyenler genelde düzlük bitiminde başlayan rampada sorun yaşıyor.

Tıknefes…

Sonra ya inip itiyorsun arabayı ya da birinci viteste bağıra bağıra otoban 50 ve 60’a bağlanıyorsun.

Sonrası zaten yaya yolu…

Ben ise yanlış bir saatte çıktım yola galiba, çünkü bu önemli düzlüğe girdiğimde gün batıyordu, şimdi ise zifiri karanlık…

Farlar da çalışmıyor anasını satayım!

Camdan bakınca hızla geride bıraktığım ağaçları görmüyorum. Ya da düz gidip gitmediğimi… Hatta araba gidiyor mu ondan bile emin değilim…

Belki de gidiyor, farkında değilim ve sabah olunca kadranda 300 km/s göreceğim; kim bilir?

Olsun; görmüyorum ya, sorun o…

Karanlık çökerken benle birlikte aynı anda bu düzlüğe girenler nerede? Onlarca kilometre fark mı atacaklar 40’lar rampasına girerken bana, yoksa ben mi önde olacağım?

Daha da kötüsü, böylesine hırslı bir şoförlük benim tarzım mı, onu bile bilmiyorum.

Yanda tarlalar var muhtemelen. Çimenler falan. Yatıp uzanmak da var sabaha kadar. Orada çadır kurmak, umarsızca takılmak…

Emin olduğum ve kontrolümdeki tek bir şey var, onu biliyorum:

Vites boşta…

Yeteri kadar hızlı girdiğimi sandım eğimli 30’lar düzlüğüne; “motor zorlanmasın, yakıt harcanmasın, bu bile yeter herhalde” diyerek ve her zamanki temkinle…

Arada sırada kuvvetli motor sesleri geliyor. Demek ki birileri azim ve hırsla gazı köklüyor.

Benim arabam süper hâlbuki…

Pilotta meymenet yok!

“Bana ne” demek var, “ulan ayıptır bu arabayla da madara olmayalım” demek var…

“Bana ne” desem, gün ağarınca pişman olur, kendime “salak” derim diye korkuyorum…

“Saçmalama ulan deyyus baz gaza” desem, yolun sonunda “ulan ne gereği vardı bunca çabanın? Geldiğimiz yer aha işte aynı! Bre dangalak! Tozu dumana katarak geçtiğin yollarda bir sürü güzellik vardı, birinin bile keyfine varamadın” demekten…

Bak yine sesler geliyor…

Gaza basıyorlar.

Canavarca sesler.

Başımı ağrıtıyor.

Geçip gitseler, rahata öyle mi erse başım, yoksa basıp gaza herkesi geçerek mi kurtulsam bu telaşlı ve gürültülü kalabalıktan?

Atalet ve ben…

Ayrılmaz ikili…

Acilen farlarımı tamir etsin birisi. Ay doğsun ya da…

Görmeden karar veremiyorum…

İmdat!

1 yorum:

Borga Dinçler dedi ki...

İlk sapaktan sap, yol nisoeten daha düz, rampalara viyadük yaptık ;)